Hükümetin Kurulamadığı Ülkede Marketing Yapmak

Geçen gün yazdığım yazıda – Reklamlardan Ürünü Anlamak (Özel Üniversiteler) – Yunanlılara sinirlenmiştim ne evetiniz belli ne hayırınız belli be kardeşim siz ne yapıyorsunuz diye. Hayır çıkmış oylamada, uzmanlara göre Yunanistan’ın AB’ye karşı dik duruşunu sergiliyormuş bu. Ekonomi programlarında bu olayları tartışan abilere, ablalara iki çift laf söylemek istiyorum ana konuya geçmeden önce: Ne dediğiniz anlaşılmıyor! Sizin dilinizi anlayacağım diye o kadar kitap okuyorum, haber takip ediyorum hatta bazen işi gücü bırakıp saatlerce sizin kanalları izliyorum anlaya anlaya öğrenirim diye. Yok! İlla kasıntı kasıntı konuşan yorumcunuz kafa karıştıracak, böyle Turabi gibi ekonomi anlatacak yorumculara ihtiyacı var ekonomi kanallarınının benden söylemesi. Eğer ekonomistseniz öyle bir role bürünüp kanal kanal gezerek deli para kazanabilirsiniz, halkın dilinden konuşun yeter.

Geçelim bugünkü konumuza. Efendim bildiğiniz üzere seçimlerden sonra ortalık karıştı. Haberlerde her gün o bununla koalisyon yapıyor, bu bunu görmezden geliyor, yok efendim ben seni flu görüyorum, sen beni flu görüyorsun ben seni hiç görmüyorum gibi ifadelerle karşılaşıyoruz. Kafamız da karıştı, ne olacak bilmiyoruz. En son meclis seçimlerinde yine herkes birbirine düştü. Çok da uzatmaya gerek yok siz zaten duruma hakimsiniz. Gelelim bu durumdan pazarlamacılar olarak ne sonuç çıkarmamız gerektiğine.

Bence çıkaracağımız ilk ve en önemli sonuç; pazarlama & crm blog sayfamı açtığımdan beri neredeyse her yazımın bir köşesinde fırsat bulup bahsetmeye çalıştığım Pazarlamada Hedef Kitleyi Geniş Tutma Hastalığı‘nın ülkemizde ne kadar vahim sonuçlar doğurabileceğidir. Rasim Ozan Kütahyalı gibi “Hooaaydaaaa nereden çıktı bu şimdi?” diyorsanız açıklayayım.

Ülke seçmenlerinin %84’ü kalkıp sandığa gidip oy veriyor. Sonucunda da 4 tane parti meclise giriyor. Tek parti iktidarı mümkün olmadığı için de halk koalisyon istiyor sonucu çıkarılıyor. Şimdi halk hangi partiye oy vereceğini söylüyor, hangi partiyle koalisyon yapılmasını istediğini söylemiyor sandıkta. Hal böyle olunca da bizim siyasettekiler coşuyor tabii. Herkesin kırmızı çizgisi var, herkesin masaya oturmak dahi istemediği partiler var. 4 tane partiyle oturup konuşsan “hiçbiri diğerini beğenmiyor, diğeriyle olmak istemiyor da bakalım köprüyü geçene kadar ayıya sayın ayı diyeceğiz artık diyor” sonucunu çıkarırsın.

 

pazarlama-hedef-kitle-crm-marketing-koalisyon

Siyasi partiler böyle de halk onlardan hırlı mı sanki derseniz, itiraz etmem. Sosyal medyada, ekşisözlük’te ya da sokakta kiminle muhabbet etsem oy verdiği partiyi söyledikten sonra aman şununla yapmasın da bununla yapmasın da yok şununla yaparsa hayatta oy vermem de deyip duruyor. Yani kimsenin kimseye tahammülü olmayan bir ülkede olduğumuzu siyaset sahnesinde de anlamış olduk.

Şimdi gelin bir rol çalışması yapalım. Hayal gücümüzü harekete geçirelim. Ünlü bir uluslarüstü firmanın meşhur bir markasının pazarlama toplantısındayız. Markamız herkese hitap edecek, herkesin ihtiyacı olan bir ürünü üretiyor olsun. Diyelim ki, deterjan ya da sabun. Yeni bir kampanyayla bizim sabunu kısa süre içerisinde pazar lideri yapmamız gerekiyor. Şu an ikinci sıradayız en yakın rakibimizle aramızda çok ciddi bir fark yok. Yani şöyle güzel bir kampanyayla bile alt edebiliriz rakibi. Toplantıda açılışı yöneticimiz yapıyor. Diyor ki: “arkadaşlar hepinize güveniyorum öyle bir kampanya yapalım ki herkes bizi konuşsun, satışlar patlasın.”

Siz de seçimin etkisinde kalmışsınız, herkesin beğenisini kazanacak bir ürünü pazarlamak adına kafanızda profillendirmeler yapıyorsunuz. Sadece 4 tane partiyi düşünün, bırakın diğer tüm partileri. Gözünüzün önüne bir tane AKP, bi’ CHP, bi’ MHP, bi’ HDP profili getirin. Getirdiyseniz şimdi bunlara yakın çevrenizden hemen bir örnek bulup yapıştırın, iyice kazanıza otursun örnek bulduğunuz kişilerin tarzları, beğenileri. Şimdi bu dördünün de beğenisini kazanacak reklamı, kampanyayı, görseli, fikri, uygulamayı bir düşünün. Eğer işin içinden çıkabiliyorsanız süper! Ölçüp tartıp ekonomisini de anladıktan sonra yollayın gelsin.

Diğer bir yandan, eğer kafanızdaki uygulama bir parti profilini mutlu ediyorken diğerlerini mutsuz edip markaya karşı soğutuyorsa da o zaman bir şeyler yanlış diyebiliriz. Peki en güvenli yol ne sizce? Bana göre 4 profile 4 ayrı ana çalışma yapmak ve bu ana çalışmaların birbirini etkilememesini sağlamak. Yani bir tarafa yaptığın diğer tarafı ilgilendirmemeli, ona yorum hakkı vermemeli. Bu ana çalışmaların altında alt çalışmalarla da profilin içindeki gruplara dokunabilmeli. Bunun için de devreye tabii ki kaliteli ve temiz CRM verisi giriyor. O ayrı konu onu sonra konuşuruz.

Eğer o 4 profili birden mutlu edecek ve markanıza yaklaştıracak bir çalışma fikriniz varsa ve onu güzel bir şekilde gerçekleştirebilirseniz zaten virale düşersiniz. O yaptığınız çalışmayı burada bloglara falan yazıyor oluruz fakat eğer öyle bir fikriniz yoksa lütfen Hedef Kitleyi Geniş Tutma Hastalığı’ndan kurtulun artık. CRM verilerinizle birlikte profillendirmeler yaparak, en güvenli şekilde en çok gruba dokunmayı hedefleyin. Bunun için de ayrı ayrı ekipler ve planlamalar yapın. Allah’a emanet reklamlarla, sosyal medya çalışmalarıyla milyon dolarlar savurup daha markanıza düşman kitle yaratıyorsunuz. Bunu da sosyal medya dinleme yazılımlarınız olmadığı için anlayamıyorsunuz, ee zaten sokakta sürekli feedbacklere maruz kalan satışçıların da full dedikodusunu yaptığınızdan onlardan da yardım alamıyorsunuz, burnunuzun dikine gidiyorsunuz. Sonuçlar ortada.

(Not: Yazıda siyasi profillendirme sadece gündemi yakalamak için kullanılmıştır. Tabii ki de bir kampanyayı planlarken sadece siyasi görüşe göre profillendirme yapmak komiktir. Yazıda Türkiye’de herkesin seveceği, destekleyeceği bir şeyin yapılmasının ne kadar zor olduğu koalisyon kurmayla çağrıştırılmak istenmiştir.)